|
Şen şakrak, şuh ve flörtöz... Avrupa
Yakası’nın Fatoş’unu bu kelimelerle tanımlayabilirsiniz fakat, ŞENAY
GÜRLER’i asla...
Çünkü o, sakin, doğal ve çekingen. Kendisiyle tanıştım ve hakkında
çok şey öğrendim. Meğer, başarılı oyunculuğunun arkasına bir dolu
gerçek saklamış. İzmirli Şenay Hanım, 20 sinde nikah masasına
oturmuş, bir yıl içinde boşanmış ve bu evlilikten bir kız çocuğu
dünyaya getirmiş. Kızı Duygu; şimdi 21 yaşında. Devamı mı, buyrun
okuyun, ve benim gibi hayretler içinde kalın!
Konservatuar mezunu musunuz?
Ben Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Akademisi mezunuyum.
1987 yılında İzmir Sanat Tiyatrosu’nda çalışmaya başladım. Ondan
önce de bir amatör tiyatroda oynuyordum. İlk göz ağrınız tiyatro
yani?
Evet, oyuncu olmak çok istiyordum.
İstanbul a geliş maceranız nasıl oldu?
1992 yılı sonunda İstanbul daydım. Orada tiyatro yapıyordum, TRT de
dublaj yapıyordum. Fakat İzmir benim için bitmişti. Ve bir gün
"Gitmem gerekiyor, yepyeni bir sayfa açmam gerekiyor" diye düşündüm
ve dayımdan borç alarak İstanbul’a geldim. Ama tabii ki İstanbul’da
yaşamak öyle kolay değil. Bu arada para kazanmak için dublaj yapmaya
başladım. Bir başladım, bayağı uzun bir süre dublajla hayatımı idame
ettirdim.
Bir fırsat yakalamak sizin çok zor olmuş anladığım kadarıyla?
Yani buraya bağlantılarla gelmediysen zor tabii ki. İstanbul da
hayat zor.
Maddi anlamda sıkıntı da çektiniz mi?
Çekmez olur muyum, çok çektim. Geldiğim yıl hiçbir şey şimdiki gibi
değildi. Televizyon kanalları bu kadar çok değil, bir tek dublaj
vardı daha çok yapılan. Yönetmenlik yapmak istesem de yapamazdım.
Öyle bir şansım yoktu. Şimdi dizi çekiliyor, bir sürü kanallar var.
Siz hiç evlendiniz mi?
Evet. Evlilik çok eski. Öğrencilikten öncelerde oldu.
Anne değilsiniz değil mi?
Anneyim, kocaman bir kızım var benim. Duygu. 21 yaşında.
Dul ve çocuklu kadın sendromunu yaşadınız mı?
Kadın olmak çok güç
Türkiye de. Dul bir kadınsanız elbette daha zor, bir çocuğunuz varsa
çok çok daha zor. Bir takım şeyleri bir erkek daha kolay yaşarken ya
da dul olmayan bir kadın daha kolay yaşarken siz çok farklı
yaşıyorsunuz.
Erkeklerin iştahı mı size zor anlar yaşattı?
Maalesef sadece
erkekler değil, kadınlar çok kıskanç bizim toplumumuzda. Yani
kadınlar birbirlerine daha çok zarar veriyorlar. Erkeklerin vereceği
zararlar belli. Onlar en fazla beğenir, onların saflarını daha net
görebilirsiniz ama kadınlar bambaşka. Kadınlar birbirlerine daha çok
çamur atıyorlar, birbirlerinin hayatını daha çok takip ediyorlar.
Siz küçücük bir kız çocuğuyla İstanbul da nasıl ayakta kaldınız?
O, 6 yaşına kadar benimleydi, daha sonra babası onu aldı. 4-5 yıl
sonra Duygu benimle yaşamak istedi ve yanıma geldi. 13 yaşındayken
benim yanıma geldi ve sonra hep birlikte olduk. Çok zordu. Tek
başına büyütmek ve tek başına bir çocuğun her şeyiyle ilgilenmek çok
zor ama o bir yandan da keyifli. Çünkü benim hayattaki tek varlığım
o. Beni hayatta tutan odur.
Sizin gibi hoş bir kadını erkekler pek rahat bırakmaz, yanılıyor
muyum?
İltifatınız için teşekkür ederim. Tabii ki insan hayatında bu tarz
şeyler yaşıyor.
Mesela?
istanbul a geldiğim zamanlarda çok korkunç bir olay yaşadım, o
aklıma geldi şimdi. Bir kadının uğrayabileceği büyük bir korku. Hiç
unutmam, doğum günümdü o gün. Çok geç saate kadar dublaj yapmıştım.
Eve gidip yattım. Telefon çaldı gecenin bir saati. Beni de kimse
aramaz. Açtım, "Alo" dedim, kapattı biri. Yanlış numara diye
düşündüm, o kadar yorgunum ki. Sonra "Tak tak" adım sesleri duyuldu
apartmanda. Sonra bir kapı kapandı. Ürperdim. Sonra tekrar uykuya
daldım. Tekrar telefon çaldı. Açtım, buz gibi bir erkek sesi "Bu
geldiğimde kurtuldun, komşun sayesinde, bir daha geldiğimde sağ
kalmayacaksın" dedi ve kapattı. Ben korkan biri değilimdir, çok
korktum. Ciddi korktum. Gecenin bir saatinde kimi arayabilirim diye
düşünüp bir arkadaşımı aradım, o da İzmir den tanıdığım, çocuk çıktı
geldi sabahın köründe. Bunlar gece 4 civarında oluyor. O olayı kim
yaptı, nedir hiç bilmiyorum. Sonra bir daha aramadı.
Yeni dönemde diziye devam mı; yoksa tamam mı?
Devam ediyoruz. Yeni
katılan arkadaşlarımız var aramıza. Aslında "Avrupa Yakası" bu yeni
sezonda olmayacaktı, o yüzden ben bir başka işe "evet" dedim. Arada
tiyatro yapacağım.
Diziye yeni katılan oyunculara adapte olabildiniz mi?
Peker Açıkalın la benim sahnem hiç yoktu. Tolga yla vardı. Bir de
Sarp Bey ofis grubuna katıldı. Anadolu Rockçı. Çok sevimli. Daha
sonra ilerleyen bölümlerde bir bayan arkadaşımız daha katılacak.
Sonra Hasibe var. Açıkçası biz ilk bölümlerin tatsız geçeceğini
zannediyorduk, ama çok eğlendik.
Kimler gitti?
Ata Demirer, Evrim Akın, Bülent Polat gitti. Volkan gitti, Selin
gitti, Şeşu gitti yani.
Acaba bu durum dizinin izlenme oranını etkiler mi?
Şimdi hiç bilmiyoruz. Ama tabii ki etkiler. Ne olursa olsun Volkan
oturmuş bir karakter, Şesu karakteri ve Selin karakteri... Bir süre
belki izleyici onları arayacaktır. Ama gelen arkadaşlar da çok
yetenekli. Senaryoyu da Gülse yazıyor, gayet iyi
Ata Demirer ve
Hümeyra nın birlikte çekilmesi gereken sahnelerin ayrı ayrı çekip
montajlandığı doğru mudur?
Maalesef, öyle oldu. Bunlar son derece stresli şeyler.Aldığım duyuma
göre bu dizideki oyuncular arasında ücret dağılımında ciddi bir
uçurum varmış ve bu bazı oyuncuların canını çok sıkmış.
Siz bu konuda hiç sesinizi çıkarmadınız mı?
Tabii ki problemler yaşıyorsunuz. Ben hiç merak etmedim kimsenin
aldığı parayı. Avrupa Yakası nın şöyle bir şeyi var, biz bu zamana
kadar birlikte yürüdük ama aynı zamanda da bu işi para kazanmak için
yapıyoruz. Bir yerde "haydi hoşça kal" dersin. Benim tarzım değil
kavga. Konuşmanın yöntemleri vardır.
"Tiyatro da yapacağım bu arada" dediniz, ne zaman, hangi arada?
Var
bir proje. Üç kişilik bir oyun olacak. Çok iyi bir yönetmenle
çalışacağım. Ekim sonuna yetiştirmeye çalışacağız.
Gerçek anlamda tanınmanız "Avrupa Yakası"yla oldu değil mi?
Evet, "Biz size aşık olduk" adlı dizi vardı ondan önce orada da
benzer bir karakteri canlandırıyordum. Daha öncesinde de bir sürü
dizide oynadım.
Teklif size nasıl geldi?
Bir gün Atilla Bey aradı beni. "Şenay Hanım görüşebilir miyiz?"
dedi. Gittim, görüştüm; bana senaryoyu verdiler. Baktım, tam zıt
karakter Güzin Abla yla. Gülse Hanım la konuştuk, "Neden olmasın"
dedim ve o gün hemen anlaştık.
Aşk kadını Fatoş sunuz siz orada, ne kadar örtüştü sizinle?
Ben normalde canlıyımdır, elimi kolumu fazla kullanırım ama
Fatoş tan çok farklıyımdır. Spor giyinen bir insanım, o kadar
gezmem. Hayatım çalışmakla geçer. Evde oturmayı çok severim,
dizilerim var onları seyrederim. Kitabımı okurum, bilgisayarın
başında vakit geçiririm.
Karşı cinsle aranız nasıl?
Uzun süredir yok, Fatoş gibi değilim. Herkes öyle bir karakter
olduğumu düşünüyor ama değilim. Herkes o Fatoş u seyrediyor ama
dışarıda beni ona benzetemiyorlar. Çünkü farklı giyiniyorum. Fatoş
aslında avam bir tip değil. O yüzden insanlar dışarıda o anlamda
yanıma yaklaşamıyorlar. Aynı zamanda çapkın bir karakter olmasına
rağmen kadınlar çok seviyor onu. Ona benzemeye çalışan çok kadın
var. Ya da öyle olduğunu düşünen çok kadın var etrafımızda. Yani
Fatoş u reddetmedi Türk halkı. Yoksa bakarsan "Aa" diyebileceğin bir
kadın. Ama bire bir yaşadığım saçma bir olay olmadı.
Röportaj: Şebnem ÖZUZCAN
kaynak /bugün 17.09.2006
|